Kitaplar Öyküler Etkinlikler

Kitap , okuma, , çocuk kitapları , romanlar , anılar, edebiyat sohbetleri , sanatçılarla söyleşiler , fotoğraf , edebiyat , çocuk eğitimi üzerine üzerine dokunmak istediğimiz herşey

11 Kasım 2009 Çarşamba

Katı Olan Herşey Buharlaşırken art arda 1


 Geçenlerde değerli bir köşe yazarı anlatısında değişmeyen doğadan bahsediyordu. Sözcükleri uçtu gitti ama usumda kalan yıllar önce çekilmiş bir kent fotoğrafını, bugün de aynı tepelere bakarak tanıdığı üzerineydi. Oysa günümüzde bu gerçek yavaş yavaş değişiyor. Nasıl mı?...


Evimizden Kayışdağı tüm haşmetiyle görünür, önündeki Ataşehir blokları oyuncak gibi kalırdı daha üç yıl önce hatta bu Temmuz'a kadar. Ekim'de eve döndüğümde gözlerime inanamadım. Büyük bir inşaat şirketlerinin dev blokları Kayış dağının yarısını kaplamıştı. Bu manzaram yok oluyor bencilliği değil bambaşka bir şey. Bir tür yabancılaşma. Yaşadığın bölgenin senin elinde olmadan değiştirilmesi ve çaresiz bakakalman. Sıkıştığımızda hep başköşeye koydukları "kültür ve alışkanlıklarımızın" aslında hiçe sayıldığının göstergesi.

Yazın başlayan yürüyüşlerim sırasında, o bölgenin yakınından geçerken bir kaç yüz metrelik tepelerin iş makinalarıyla dümdüz edilişine şahit olmuştum. Bilmiyorum bu beni neden rahatsız ediyor. Belki yamuk yumuk gecekondu bozması, doğru dürüst temel kazılmadan beş katlı apatmanların mantar gibi bittiği devirlerde yaşamış olmanın verdiği görsel alışkanlık...Yok bu olamaz zaten onları da kabullenememiştim. Yani bir zamanlar kurtarılmış bölge nidalarıyla yoksul halka sahip çıkılan bölgelerin bu şekilde rantiyeye dönüşmesine ve elbette halkının da geçirdiği dönüşüme yakınan eski solcuları da okudum...Bu da olamaz sıkıntımın nedeni..

Bu modern mi post modern mi yoksa post modern sonrası mı diyeceğim inşaat faaliyetlerini bir türlü kabullenememe nedenim nedir? Katı olan herşeyin buharlaşmasının hüznü mü ? Yaşanılan bölgelerin coğrafi doğası da iklimi, su toplama havzalarının işlevinin hatta turizm girdi akışının değiştirilmesi...Nasıl mı?..Devamını okuyun derim...

Hafta sonu son günü İstanbul Bienali'ne yetiştim. Sadece Antrepo'daki ve AKM' deki sergileri görme olanağım oldu. Bir blogçu arkadaşa yorumumda yazmıştım. Kerem arkadaşımızın şu "Dilenci Vapuru'nu" yazan arkadaşımızın son bloğuna:

"Zor yoldan gidip kendini bulmaya çalışanlar" üstelik şartların zorlaması nedeniyle çoğunlukta ama yediğimiz tokatların şoku ile değil kendimizi bulmak aklımızı bile kaybedecek gibi oluyoruz zaman zaman"

İşte bu yediğimizi düşündüğüm tokatlardan biri de kentlerin baştan sona kimliğini, kişiliğini kaybedecek şekilde tahribe uğraması. Sadece bu mu? Değil elbette...Yorumumu aktarmaya devam ediyorum:


"Yeşil elbette dolarmış. Ben de ağaç yeşilinden çok türbe yeşilini mi söylediler diye ürktüm ilk satırlarınızda. Belki de yeşil kuşaktır simgesel olarak . Aslında dolar ile yeşil kuşak da birbirini besleyen iki dünya açmazı değil mi şimdilerde? Baksanızda bienalde okudum Emirliklerde Luvr müzecileri müze açacakmış ya da açmış. Sanatı bile giydirir yeşilin gücü ama biz hala toplum için sanat; sanata aykırıdır'ı tartışır dururuz... Elbetteki tüm tablolar ve heykeller giyili olacakmış gibi satırlar da vardı bienaldeki duvar haberinde... Paranın gücü işte! Ama orada bir şey daha gördüm. Kapitalizmin sonu görünmez ama bienaldeki değerli sanatçı kimse adını yazamayacağım Emirliklerin sonunu da görmüş ve çarpıcı sorularla sergilemeye çalışmış Antreponun duvarlarına."

Biraz uzunca oldu ama yorumumu aktardım. Yani doların yeşil gücü uğruna kentler bütünüyle değiştiriliyor, hatta bir ada, örneğin Britanya adası B şekline bile getirilebilir diyor eğer alıcısı çıkarsa. Ne ironi değil mi?...

Bu kent yenilenme projesi büyük bir ekonomik iş potansiyeli sağlıyor... ya sonra...Sonrasını da yazdım orada. Yeşil dolarları tükettiği zaman bu Arap emirlikleri ne olacak? Belki de hiç bir önemleri kalmadığından, giysili eserlerin sergilendiği müzeleri tozlanıp, kapalı kapılar ardında yaşamaya devam edecek. Öyle ya ne için Bağdat Müzesi'ne ettikleri talanı etsinler orada. O talan binlerce yıl öncesinden gelen kültürün yok edilme talanıydı. Kültürün yok sayılması çabasıydı ki kısmen de başarılı oldu...



Amerikan Merkez Bankası eski başkanı Alain Greenspan Amerika'da konut fazlalığı yaşandığını söylemiş. Belki de yaşanmakta olan ve piyasaları titreten Mortgage felaketini mazur göstermek için verilen bir bildiriydi bilemeyeceğim. Ama ABD'de de 45 milyon evsizin var olduğunu okumuştum. Demek ki bunlar cebine o yeşil dolarlardan pay kapamamış kesim.

Burada İstanbul'da, bu lüks konutları kimler satın alıyor acaba? Yabancılar çoğunluktaymış. Öyle ya en ucuzu 300 bin dolar olan bu daireleri almaya vasat bir şehirlinin gücü yeter mi? Yabancılar satın alıyor ekonomik devran dönüyor diye sevinemiyorum. Biliyorum ki satın alanlar o daireleri tıpkı yazlık yörelerde pansiyonculuğu öldürdükleri şekilde apart otel gibi işletip kiraya verecekler ve ekonomimize kısa süreli bir kazanç getiren bu yapılar çok uzun vadede ise turizm sektörünün kalbine saplanan zehirli oklara dönüşecek...


Zavallı küçük esnafın bankalardaki hesaplarını bir gecede bloke etmesini bilen Maliye Bakanı acaba bu konutları kimlerin aldığını, vergilerini düzgün ödeyip ödemediklerini merak etmiyor mu ve yabancı alıcıların oluşturduğu bu turizmi baltalayıcı tehlike karşısında nasıl bir önlem almayı düşünüyor doğrusu bir vatandaş olarak çok ama çok merak ediyorum.


Bu yazı 8/11/ 2007 de "Katı olan her şey buharlaşırken bir bir 1" başlığıyla MB'de yayımlanmıştır:

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=74709  

Etiketler: , , , ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa