Kitaplar Öyküler Etkinlikler

Kitap , okuma, , çocuk kitapları , romanlar , anılar, edebiyat sohbetleri , sanatçılarla söyleşiler , fotoğraf , edebiyat , çocuk eğitimi üzerine üzerine dokunmak istediğimiz herşey

6 Kasım 2009 Cuma

GDO Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar'a HAYIR Demenin Nedenleri


Genetiği değiştirilmiş organizmalar, dünyanın diğer ülkelerinde dikkatle ve azaltılarak kullanılırken, herkes Mersin'e giderken biz yine tersine gitmekten ısrarla şaşmıyoruz. Ama bu öyle bir tersine gidiş ki sonuçları bakımından Avrupa İH Mahkemelerinde haklı olduğumuz kabul edilse bile, iş işten geçmiş olacak yani geç kalınmış olacak. Bu sayfada GDO'ya Hayır Platformu'nun ve Gıda Mühendisleri Odası'nın GDO ve sonuçları konusunda geleceğimiz açısından son derce aydınlatıcı olan, önemli iki basın açıklamasına yer verdik. Her iki bildirinin de okunmasının yararlı olacağını düşündük.


Örneğin Kartagena protokolünün sağladığı , ihtiyatlılık ilkesinin, nasıl bir anlama karşı gelen bir hak olduğunu görebilirsiniz. Genetiği değiştirilmiş bitki yapısında antibiyotiklere direnç genlerinin oluştuğunu, KAYIT DIŞI ülkeye sokulan GDO lu gıdaların kontrolünü sağlayacak bir yasa beklerken GDO lu organizmaların serbestçe ÜLKEMİZDE üretimini sağlayan bir yasa çıkarılmasının, hükümetin halk sağlığına ve ülke geleceğine verdiği değerin bir göstergesi diye de bakabilirsiniz.

GDO’ya Hayır Platformu Bileşenleri , 16 Temmuz Perşembe günü İstanbul’da yaptıkları basın toplantısında GDO’ların sağlık konusundaki risklerine dikkat çekti. Genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen hayvanlar üzerinde yapılan bilimsel deneylerde hayvanların iç organlarında küçülme, karaciğer ve böbreklerinde yetersizlik, sperm sayısında azalma ve dolayısıyla kısırlık, yeni doğum ölümlerinde belirgin artış saptandığı belirtilerek “İnsanlarda da bu bulgular çıktıktan sonra mı akıllanacağız?” denildi.

GDO'ya Hayır Paltformunun basın bilidirisi şöyle:

Ülkemizde, genetiği değiştirilmiş bitkilerin ekimine  izin verileceğini  hükümet sözcüsü  sayın   Cemil  Çiçek’in
1 Haziran 2009 tarihli basın açıklamasından öğrendik. Sayın bakan bu açıklamada genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) ithalat yoluyla zaten ülkemize girdiğini o yüzden ülkemizde üretilmesinin bir sorun oluşturmayacağını dile getirdi. Bizler, insanımızın sağlığı için son derece sakıncalı olan bu ürünlerin ithalini önlemek için tedbirler alıyoruz denmesini beklerken, zaten ülkemize bu zehirler giriyor o halde ülkemizde üretilmesinde de zarar yok gibi bir yönetim zaafı örneği gösteriliyor; yasaklayamazsan yasalaştır! Bu tavır hükümet olup iktidar olamamaktır!

“Ulusal” biyogüvenlik yasa tasarısı taslağındaki ulusal sözcüğü ABD kökenli çokuluslu tohum şirketleri yararına çıkartılacak olan bu yasa ile nasıl bağdaşıyor. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin ülkemizde ekilmesi hangi ulusal çıkarımızı karşılamaktadır? Hiçbirini! Olsa olsa insanlarımız hasta olduğunda yine çokuluslu ilaç şirketlerinin çıkarlarını karşılar. Bu ürünlerin sağlık sakıncası olduğunu sayın bakan da biliyor ve dile getiriyor: GDO’lar bebek mamalarında olmayacak! Çok iyi de sayın bakanım, anne karnındaki çocuğu nasıl koruyacaksınız? Anne bu GDO’lu ürünleri yediğinde karnındaki çocuğa geçmeyecek mi? Ya da emzirdiğinde sütüyle çocuğa bulaşmayacak mı?

Bilindiği gibi genetiği değiştirilmiş bitkileri yediğimizde hem yapay olarak bu bitkiye yerleştirilmiş olan geni yiyoruz hem de bu genin ürettiği kimyasal maddeyi. Peki bu kimyasal madde ne? Örneğin böcek ilacı veya yabani otları yok etmek için kullanılan tarımsal ilaçlara karşı direnç oluşturan bir kimyasal. Daha önce hiçbir şekilde insanın tanımadığı bu madde vücudumuzda hangi olumsuzluklara yol açıyor? Günümüzde bunu tüm ayrıntısı ile henüz bilmiyoruz. Ama bağışıklık sistemini bozduğu, ağır alerjilere yol açtığı onlarca bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır. Ayrıca, genetiği değiştirilmiş bitkilerin yapısında antibiyotik direnç geni de yer almaktadır. Bu bitkileri tükettiğimizde (WHO) Dünya Sağlık Örgütü’nün öncelikli ilaç listesinde yer alan bazı antibiyotiklere karşı direnç geliştiren bu genleri ve bunların ürettikleri kimyasalları da yemiş oluyoruz. Mikrobik bir hastalığımız olduğunda nasıl tedavi olacağız sayın bakanım? Genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen hayvanlar üzerinde yapılan bilimsel deneylerde hayvanların iç organlarında küçülme, karaciğer ve böbreklerinde yetersizlik, er bezinde küçülme, sperm sayısında azalma ve dolayısıyla kısırlık, yeni doğum ölümlerinde belirgin artış saptanmıştır. İnsanlarda da bu bulgular çıktıktan sonra mı akıllanacağız? DDT ilk piyasaya çıktığında da insana zararlı olmadığı iddia edildi. Hatta kaşifine Nobel Ödülü verildi. Ancak binlerce insan öldükten sonra yasaklandı! İlk kez 1908 yılında üretilen margarinlerin içinde yer alan trans yağ asitlerinin kalp damar hastalığı yaptığı bilimsel olarak kanıtlandı. Ne zaman? 2008’de yani 100 yıl sonra ve belki de yüz binlerce insan bu yüzden öldükten sonra trans yağ asitleri margarinlerin bir kısmından çıkartıldı! Elimizde GDO’ların sağlık sakıncalarını kanıtlayan bunca bilimsel yayın varken bunları göz ardı edip, ulusal biyogüvenlik yasasını tohum şirketlerini mutlu edecek şekilde çıkartmak, toplum sağlığı ile oynamaktır! Buna hiç kimsenin gücü yetmez!

Gıda Mühendisleri Odası, tıp ve eczacılık başta olmak üzere birçok alanda kullanılan biyoteknolojinin, tarımsal ürünlerde kullanımıyla başlayan tartışmalarla ilgili olarak yaptığı basın açıklamasında “İnsan sağlığına olası risklerinin henüz belirlenememiş olması, çevreyi ve ekolojik dengeyi tehdit etmesi ve en önemlisi gıda güvencesi konusunda ciddi tehditler oluşturması, GDO 'lu ürünler konusunda kuşkuları giderek artırmaktadır” denildi.

Basın açıklaması şöyle: “İlk kez 1996 yılında genetiği değiştirilerek üretilen tarımsal ürünler, zaman içinde gelişme göstermesine rağmen hala insan sağlığı konusunda belirsizliğini korumaya devam etmektedir. İnsan sağlığına olası risklerinin henüz belirlenememiş olması, çevreyi ve ekolojik dengeyi tehdit etmesi ve en önemlisi gıda güvencesi konusunda ciddi tehditler oluşturması, GDO 'lu ürünler konusunda kuşkuları giderek artırmaktadır.

İnsan beslenmesi için üretilen bitkilerin genleriyle oynanması, özellikle de aralarında genetik madde alış verişi olmayan, yani doğal süreçlerde eşleşemeyen canlıların eşleştirilerek doğada olmayan hibritlerin oluşturulmasının, günümüzde ve gelecekte insan sağlığına ne tür etkiler göstereceği bilinmemektedir.

GDO’ nun çevreye ve ekolojik dengeye olan zararları da ayrı tartışma konusudur. Dünyada biyoçeşitlilik açısından zengin olan bölgelerde bu ekimin yapılması diğer bitkileri de olumsuz yönde etkilemesi açısından büyük risk içermektedir.

Tarım ve gıda alanında biyoteknolojiyi kullanan ve bu pazarı elinde bulunduran dünyada birkaç firma bulunmaktadır. Dünya nüfusunun yaklaşık 1/5’ i açlık sorunu yaşarken, bu tür ürünlerin üretiminin sadece birkaç firma tarafından yapılıyor olması, tekelleşmeye yol açmakta ve GDO ’lu ürünleri kullanan ülkeleri bağımlı hale getirmektedir.

Bütün bu olumsuzluklar nedeniyle, Genetiği değiştirilmiş gıdaların, insan sağlığına olumsuz bir etkisi olmadığı kanıtlanıncaya kadar bu tür ürünlerin üretilmemesi, dışalımının yapılmaması gerekir. Türkiye'nin de 2004 yılında imzalayarak taraf olduğu Kartagena Protokolü'nün ihtiyatlılık ilkesi de bunu gerektirmektedir.

Türkiye, mevcut iklim özellikleri ve coğrafik konumu itibarıyla zengin biyoçeşitliliğe ve her türlü bitkisel üretime uygun tarım alanına sahip ülkelerden biridir. Bu bakımdan genetiği değiştirilmiş ürünlerin üretimine ihtiyacı bulunmamaktadır. Bilim ve teknolojinin insanlık yararına kullanımı açısından biyoteknolojik çalışmalar, insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyecek şekilde devam etmeli, sürecin iyi değerlendirilmesi ve yarına hazırlanmak üzere, belirlenmiş alanlarda bilimsel çalışmalar sürdürülmelidir.

Ayrıca, toplumda oluşan bilgi kirliliğinin önlenmesi açısından, üniversitelerin ve bilim insanlarının konuya ilişkin çalışmaları dikkate alınmalıdır. Ülkemizde yaşanan denetim eksiklikleri ve kayıt dışı üretimden dolayı gıda güvenliği alanında birçok sorun yaşanmaktadır. Bu sorunlardan biri de, GDO ’lu ürünlerin kayıt dışı üretimi ve kayıt dışı şekilde yurda girmesidir. Söz konusu ürünlerin kayıt altına alınması, denetim ve kalite kontrolünün yapılmasında mevzuat yokluğunun büyük payı vardır. Bu bakımdan, çıkarılacak Biyogüvenlik Yasası, GDO 'lu ürünlerin üretimini onaylayan bir mevzuat değil, tam tersine üretimini engelleyecek, dışalımını kontrol altına alacak, gerekli etiketlemeyi sağlayacak, halk sağlığını ve toplum yararını gözetecek şekilde olmalıdır.

Gıda Mühendisleri Odası olarak, güvenilir gıda tüketilmesi, tüketicinin bilinçlenmesi, çocuklarımıza ve gelecek kuşaklara güvenli ortam bırakılması adına, yasal düzenlemelerin zaman yitirmeden hayata geçirilmesinin bir zorunluluk olduğunu basın ve kamuoyu ile paylaşırız.



http://www.bugday.org/article.php?ID=3234

http://www.bugday.org/article.php?ID=3239

17/ 07/ 2009 da MB de yayımlanmıştır:
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=192027

Etiketler: , , , , , , ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa